Anasayfam Yap Sık Kullanılanlara Ekle

Sitene Ekle Künye Arşiv  İletişim  rss  
ANASAYFA VİDEO GALERİ FOTO GALERİ İLETİŞİM  
 
İmamın Dediğini Yap Yaptığını Yapma
ATB SEZONUN İLK KURU İNCİRİNİ ÜRETİCİDEN
ÇİNE, NAZİLLİ, GERMENCİK EMNİYET MÜDÜRLERİ BELLİ
Söke Azmakları Temizleniyor
İYİ Parti Aydın Teşkilatı, Akşener ile


Aydın Haber Merkezi - "ÖRTÜN YÜREĞİNİ ÜŞÜMESİN"
BU YAZININ EKLENME TARİHİ 15-06-2022 / 18:05 | BU YAZI TOPLAM 475 KEZ OKUNDU.
   
SEBAHAT KARAGÖZ
doga_do@hotmail.com
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
"ÖRTÜN YÜREĞİNİ ÜŞÜMESİN"

ROMANIMDAN...

 Canan çayları doldururken, Buğra anlatmaya başladı:

-Abla sen çok şanslısın biliyor musun, şu ana kadar tanıdığım en mükemmel insandır Komutanım.

Onunla şark hizmeti yaparken tanışmıştık. O gün bu gündür birbirimizi hiç bırakmadık. Ast, üst gibi değil, iki kardeş gibi olduk. Bana göre onu farklı kılan en önemli özelliği; kalbindeki vatan aşkı. Bu aşk, her aşkın üstündedir bunu baştan söyleyeyim.

Dayanamadım

-Ne yani bu adamın hayatında kimse yok mu?

-Yok tabi.

-Hiç mi olmamış, hiç evlenmemiş mi? Çoluk çocuğu falan?

-Valla benim bildiğim, olmamış. Hem nasıl olsun ki; adamın ne zaman nerede olacağı belli değil ki.

Şaşırmıştım ama, ne yalan söyleyeyim çok da hoşuma gitmişti, sevinçten kendimi tutamayıp çığlık attım.

-Yaşasın!

Canan ve Ferhan kahkaha atarken Buğra devam etti.

-Buralı değiller ama yıllardır Aydın’da oturuyorlar.

-Oturuyorlar?

-Annesiyle birlikte.

-Neden peki?

-Aslında çok geniş bir aileye sahipler, birbirlerine de çok bağlılar. Diğer aile fertleri Trabzon’da yaşıyor.

Şaşkın bir ifadeyle sordum

-Bir dakika, bir dakika, Trabzon mu dedin?

Buğra gülümseyerek cevap verdi

-Evet ya hemşerisiniz, onlar Araklılı, siz Uzungöllüydünüz değil mi?

-Vallahi anlamıştım, ilk gördüğümde içim ısınmıştı. Kan çekmiş olmalı.

İki elimi havaya kaldırıp, duaya başladım.

-Allah’ım ne olur onu bana yaz.

Bizimkiler kahkahalarını tutamıyorlardı, benimse mutluluğum bir anda ikiye katlanmıştı.

Buğra benden daha heyecanlıydı sanki ‘’susun da anlatayım!’’ der gibi yüzümüze baktı ve biz susunca konuşmasını sürdürdü.

-Trabzon’ un nemli havası Meryem Anneye yaramadığı, bir de eşiyle burada uzun süre yaşadıkları için Aydın’ı ikinci memleketi sayıyor. Bu nedenle yıllardır Batı Gazi Bulvarındaki evlerinde yaşıyor.

Meryem Anne tam bir Osmanlı kadınıdır. Yaşlılığı nedeniyle eskisi gibi ev işlerini yapamıyor. Bu nedenle yakınlarından birini getirmişler memleketten, o bakıyor Meryem Anneye.

-Oğuz sürekli İzmir’de mi yaşıyor?

-Mecburen tabi. Görev yeri orası olunca başka yerde yaşama şansı yok ama hafta sonları geliyor buraya.

Bazen bir kayboluyor; nerede, ne yapıyor hiç birimiz bilmiyoruz. Soramıyoruz da.

İşte bu yüzden ben sürekli Annesine uğruyor, ihtiyaçlarını karşılıyor, her işini yapıyorum. Çünkü komutanım onu bana emanet etti. Hem Meryem Anne hepimizin annesidir.

Ben yüzümde tebessümle yarım kalan duamı tamamladım.

-İnşallah benim de annem olur.

Aslında çok güzel zaman geçiriyorduk. Özellikle ben, günlerdir kafamdaki tüm sorulara cevap arıyordum.

Buğra’nın ona bu kadar yakın oluşu benim için gerçekten de bir şanstı.

Buğra yavaş yavaş konuyu derinleştirdikçe; biz nefesimizi tutarak, gözümüzü kırpmadan, pür dikkat ona bakıyorduk.

-Oğuz Komutanım, babasının kahramanlığını anlatır hep bize.

O henüz 12 yaşındayken, Kıbrıs Barış Harekâtında şehit düşmüş Babası.

Canan, Ferhan ve ben bir anda birbirimize baktık.

-Babası da mı askermiş yani?

-Evet ya. Hatta babasının dedesi de asker, O da Çanakkale şehidi.

İnanılmaz bir hayat hikâyesine tanıklık ediyorduk. İçimiz ezildi.

-Annesi bir daha evlenmiş mi?

-Hayır hayır. Abla sen hiç şehit eşinin evlendiğini duydun mu bu ülkede?

Meryem Anne kendini evladına adamış ve babasıyla birlikte büyütmüşler komutanımı.

Sözlerimden utandım, yüzüm kızardı.

Merakla hikâyenin devamını bekliyorduk.

-Büyük büyük annesinin hem acıklı, hem de örnek bir hikâyesi var, onu anlatmadan geçemeyeceğim.

İlk duyduğumda çok etkilenmiştim.

Eşi Çanakkale’ de şehit olduktan sonra; son nefesine kadar, askere gidecek gençler onun elini öpmeye geldiklerinde, her birine ayrı ayrı bir çift yeşil eldiven ve yeşil iç çamaşırları verirmiş, biraz da harçlık tabi.

Onların eşine gideceğini düşünür, asker adaylarına ‘‘Bunları al, bir saat nöbet tut. O sırada bana dua et; Rabbim tez zamanda beni şehidime kavuştursun!’’ diye tembihlermiş.

Gözlerim yaşardı, ne hazin değil mi? ‘’Böyle bir aşkı yaşamak, böyle sevmek; Allah’ın lütfu olsa gerek!’’ diye geçirdim içimden.

O sırada sanırım hüzünlü havayı dağıtmak amacıyla, Ferhan konuşmayı böldü.

-Şehitlik bunlarda irsî galiba.

Ben daha fazla dayanamayarak sol yanımda oturan Ferhan’ın ağzına elimin tersiyle hafifçe vurdum.

-Lütfen sus! Ağzını hayra aç.

Bu kez Ferhan utancından kıpkırmızı olmuştu.

-Özür dilerim Bahar, gerçekten düşünmeden söyledim.

Öyle güzel anlatıyordu ki Buğra; sanki o anı yaşıyormuşum gibi kendimden geçiyordum.

Devam etmesi için bir soru daha sordum.

-Peki, Oğuz nasıl karar vermiş asker olmaya, ailesi mi istemiş?

-Ablacığım O babasına hayranmış. Daha üç yaşındayken, kendini tanımadan askerlikle tanışmış ve o zamanlarda başlamış ‘‘Ben de babam gibi cesur yürekli asker olacağım.’’ demeye.

Üçümüzün ağzından aynı kelime döküldü.

-Yapmaaa…

Merakım gittikçe artıyordu.

-Yani bu mesleği isteyerek mi seçmiş?

-Tabii ki. Anlattım ya, üç yaşında kalbine düşmüş bu aşk. Zaten askerlik öyle bir meslek ki; sevmeyen bir gün bile dayanamaz.

Çok mutlu bir çocukluk döneminin ardından, tam ergenlik çağına geldiğinde Kıbrıs’taki Türklere yapılan baskılar artınca, Ordumuz Kıbrıs’a çıkarma yapmış. Babası Adaya ilk ayak basanlar arasındaymış. Birkaç gün haber alamamışlar kendisinden, sonra da şehit haberi gelmiş.

Komutanımın aşkı bu olay üzerine, daha da alevlenmiş. Babasının ve diğer şehitlerimizin intikamını almaya yemin etmiş.

Meryem Anne ve Dedesi ona Asker olmaması yönünde yalvarsalar, baskı yapsalar da başaramamışlar, çaresiz izin vermişler.

O da büyük bir heyecanla Kuleli Askeri Lisesi sınavlarına girmiş ve çok yüksek puanla kazanıp, mesleğe ilk adımını atmış.

Ardından Kara Harp Okuluna gitmiş, orayı da dereceyle bitirmiş.

Sonra gönüllü olarak ilk görev yeri Hakkâri’ye geldiğinde tanışmıştık onunla ve ondan sonra hep görüştük, bağımızı koparmadık.

Üç yıl orada birlikte görev yaptık, çok güzel anılarımız yanında; bizi üzen olaylar da yaşadık.

Mesela, bir defasında teröristlerle karşı karşıya geldik, çatışmaya girdik.

Orada hayran olmuştum ona ‘’Hiçbir şeyden korkmuyor, bu adamın canı yok galiba!’’ diye geçirmiştim içimden.

Soğukkanlı, ne yaptığını bilen, aklı ve mantığıyla hareket eden, örnek bir adamdır benim komutanım.

O gün başımızda o olmasaydı, belki de bugün burada bunları size anlatıyor olamazdım. Canımızı ona borçluyuz.

Hemen yanı başında oturan Canan elini onun yanağına götürerek, sevgiyle okşadı ve öptü.

-Allak korusun canımın içi, seni bizlere bağışlasın.

Doğrusu Canan’ın bu hareketinin Buğra’yı fazlasıyla memnun ettiğini, gözlerinden ve yüzünün kızarmasından anlamıştık.

Ben konu daha fazla dağılmasın, zamanı idareli kullanalım diye yüksek bir ses tonuyla Canan’ ı uyardım.

-Yeter ama! Bari bizim yanımızda sırnaşma, bırak da şunu tamamlasın. N’olur devam et Buğra.

-Oradaki üç yılın ardından Oğuz Komutanım Isparta Komando Okuluna gitti.

Bu sürede sürekli arıyorduk birbirimizi. Öyle mütevazı bir insan ki; ilk karşılaştığımız andan beri bana ‘’Birader’’ diye hitap eder.

Ben ‘’Komutanım’’ dedikçe gülerek:

‘’Arızasın Birader, bırak şu komutan laflarını. Biz kardeşiz, görevde değiliz ki’’ der.

Bir yıl sonra oradan da dereceyle mezun olup, Bolu Komando Birliği’ne geçti.

Dört yıl Bolu’da kaldı ve Yüzbaşı rütbesiyle, kurmaylık için Harp Akademisi’ne müracaat etti.

En merak ettiğim konuydu bu; çoğu insan gibi ben de bilmiyordum kurmaylığın ne olduğunu.

-Kurmay ne demek?

Buğra bunu bekliyormuş gibi bizim anlayacağımız şekilde açıkladı.

-Türk Silahlı Kuvvetleri’nde yüksek lisans yapmış ve karmaşık harekât planları kurma konusunda kıdemli Harp Akademileri mezunlarına kurmay denir. Generalliğe yükselmek için kurmay olmak bir avantajdır; fakat kurmay olmayan generaller de vardır. Kurmay olmayan generaller en fazla Tümgenerallik rütbesine kadar çıkabilirler.

Üst düzey bir askeri kültür ve genel kültüre sahiptirler. Erken kıdem alıp terfi ettikleri için general olma şansı kurmay olmayanlara göre çok daha yüksektir.

-Yani ‘’Oğuz bu yola baş koymuş, sonuna kadar gidecek.’’ şekline algılıyorum ben bunu. Doğru mu?

-Aynen öyle Ablacığım. Komutanım sağlam bir Atatürkçü aynı zamanda. Onun zekâsına, yaptıklarına hayran.

’’ Atatürk olmak zordur ama her asker onu kalbinde daima canlı tutup, onun yolunda ilerlemek zorundadır!’’ der her zaman askerlerine.

Etrafımızda olup bitenler, dünyanın Türkiye hakkındaki planları… Bunları belki bizler o kadar bilmiyoruz ama Oğuz Komutan hepsine vakıf. Allah korusun bu ülkenin başına yarın bir şeyler gelirse, şimdiden önlem almak gerekir. İşte bu yüzden kurmaylar farklı bir eğitime tabi tutulur, ileride olabilecek durumlar konusunda strateji geliştirir, zamanı geldiğinde de uygulayarak, vatanı olası zor durumlardan kurtarırlar.

İki yıllık Akademi eğitimi ardından Kurmay Yüzbaşı olarak mezun oldu ve Kayseri’ye gönderildi ama Komutanım bu duruma hiç sevinmedi. Onun aklı hep Güney Doğu’daydı.

‘’Ben Diyarbakır’a gitmek istiyorum.’’ diye ne kadar ısrar ettiyse de işe yaramadı.

Komutanları da, askerleri de onu çok seviyordu ve ne yapıp edip, onu buralardan uzaklaştırmanın yollarını aradılar.

Bu çıkışları nedeniyle ona; Onun hayranlık duyarak, babası için kullandığı ‘’Cesur Yürek’’ adını taktılar ve orduda ismi en çok bilinen komutanlardan biri oldu.

Sonunda uzaklara göndermeye karar verdiler Oğuz Albayımı; Amerika’ya, NATO’ya.

Yurda döndüğünde komutanımı havaalanında ben karşılamıştım. O anı görmenizi çok isterdim. Kolay kolay ağlamazdı, güçlü bir yapıya sahipti ama o gün ağlamamak için gözyaşlarına zorla hâkim olmaya çalıştığını fark ettim. Neredeyse toprağı öpecekti. Sıkı sıkı sarıldı bana ve ‘’Birader Vatanım gibisi yok.’’ dedi.

Aklında yalnızca Anadolu’nun güneyi vardı. Bu kez Malatya’ ya gitti. Orada da iki yıl kaldı.

Dayanamadım atıldım.

-Yahu adam durduğu yerde durmuyor. Ne zormuş bu askerlik gerçekten.

Buğra gülerek cevap verdi.

-Ablacığım dedim ya aşkla olur bu işler. Sevmeyen dayanamaz, hele askerliği, hiç yapamaz. Komutanımın durumu daha farklı tabii.

Ve konuşmasına devam etti.

-Bir kere daha yurt dışı görevi çıktı ve bu kez İspanya’ya Askeri Ataşe olarak gönderildi, tam iki yıl sürdü bu görev.

Orayı sevdiğini söylemişti döndüğü zaman ‘’Türkiye’ye benziyor.’’ demişti.

Nihayet hayali gerçek oldu ve Kurmay Albay olarak halen görev yaptığı İzmir Ege Ordu Komutanlığına atandı.

Bu yıl kısmet olursa YAŞ kararnamesiyle Tuğgeneral olmayı bekliyor ama onunla uğraşan çok fazla hain var.

Hepimiz dua ediyoruz ‘’İnşallah hayali gerçek olur’’ diye.

Üçümüzün de nutku tutulmuştu sanki. Masal gibiydi Buğra’nın anlattıkları. Aynı anda aynı kelimeyle karşılık verdik.

-İnşallah.

-Son bir soru sorabilir miyim?

-Tabi ablacığım ne demek. Merak ettiğin her şeyi sorabilirsin.

-Bu cesur Yüreğin hiç mi kötü yanı yok?

Buğra gülümsedi

-Vallahi ben görmedim. Yalnız, vatan söz konusu olunca çok acımasız olur. Onun dışında; bazen sokakta bir çocuğun burnunu silerken, bazen yaşlı bir amcanın ya da teyzenin elini öperken, bazen de gecenin bir yarısı uykusu kaçmış, yağmurun altında tek başına ağır ağır yürürken görebilirsin onu.

-İnanılmaz!

Yerimden kalkıp Buğra’ ya yanaştım

-Çok teşekkür ederim Buğra’cığım, seni öpebilir miyim?

Buğra gülerek Canan’a baktı.

-Ondan izin alman gerek.

Canan alaylı bir sesle atıldı hemen

-Tabii ki yengeciğim, kayınbiraderin oluyor ne de olsa.

Çok heyecanlı ve çok mutluydum. Buğra’yı yanaklarından öpüp yerime oturdum.

-Şimdi ne yapın, ne edin benim onunla daha yakın olmama yardımcı olun. Eve çağırın mesela!

-Gelmez ki… Komutanım kimsenin evine kolay kolay gitmez.

-Size de mi?

-Hiç kimseye.

-O zaman biz onun gittiği yerlere gidelim.

-Sen merak etme ablam. Senin mutluluğun bizim mutluluğumuz. Bir şeyler yapacağız artık.

Saate baktım vakit epey geç olmuştu, zaman nasıl geçti anlayamamıştık. Yerimden kalktım.

Canan telaşlı bir tavırla bana döndü.

-Gidiyor musunuz? Valla çok mutlu oldum ya…

Sebahat Karagöz  03.15 romanından

ALINTIDIR   AHMET KISA

 

 

 





 ADI SOYADI :  
 
 E-MAİL :  
 
 
 
 
 
 
YAZARA AİT DİĞER YAZILAR
 
1 - CEHALET VE KADIN

07-08-2022 - 04:33

 
2 - BİRİ BANA DUR DESİN...

30-07-2022 - 14:52

 
3 - BİZ NE ZAMAN ADAM OLACAĞIIIZZZ

24-07-2022 - 11:47

 
4 - SICAK HAVA SUÇU TETİKLİYOR MU ?

30-06-2022 - 10:05

 
5 - "ÖRTÜN YÜREĞİNİ ÜŞÜMESİN"

15-06-2022 - 18:05

 
 
DİĞER YAZILAR :  [ 1 ]  [ 2 ]  [ 3 ]  [ 4 ]  [ 5 ]  [ 6 ]  [ 7 ]  [ 8 ]  [ 9 ]  [ 10 ]  [ 11 ]  [ 12 ]  [ 13 ]  [ 14 ]  [ 15 ]  [ 16 ]  [ 17 ]  [ 18 ]  [ 19 ]  [ 20 ]  [ 21 ]
 
YAZARIMIZA AİT SİSTEMİMİZDE KAYITLI TOPLAM 102 ADET YAZI KAYITLI .
 
 
Aydın Hava Durumu


           YAZARLAR

           ANKET

Henüz eklenmiş bir anketimiz bulunmamaktadır !

Süper Lig Puan Durumu

  •   Takım Adı O G B M Av P


RSS © 2014 Aydın Haber Merkezi
Site iceriginin izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanilmasi yasaktir
Gizlilik Ilkeleri | Kullanim Kosullari | Künye | Reklam | Iletisim